istanbul escort escort bayan

İÇİNDEKİ ÇOCUĞA SARIL


Bu makale 2017-10-05 14:56:26 eklenmiş ve 814 kez görüntülenmiştir.
Melissa Ayça YILDIRAN

 

 

 

 

 

Hayatı gereğinden fazla ciddiye alıyoruz. Hayatı fark etmeyecek kadar ciddiyetle yaşıyoruz hayatın içinde !

 

 

 

Çocuklar, uçan bir kuşu ya da koşan bir köpeği görmekten çok mutlu olurlar. Biz yetişkinler çocukları çekiştirmesek orada durup dakikalarca o hayvanı, bitkiyi izleyebilirler, mutluluk çığlıkları atmaya devam edebilirler. En önemlisi bundan mutlu olabilirler. Bir kelebeğin önünden uçup gittiğini görmek bir çocuğu mutlu etmeye yeterlidir. Bir çocuk tam olarak evrenin tüm güzelliklerini fark edebilme yeteneğine sahip. Büyüdükçe evrenin doğal güzelliklerinden çok maddiyatla orantılı güzellikler bizi cezbetmeye başlıyor.

Çocuklar gördükleri her şeyin, hissettikleri her anın tadını çıkarıp keyif alabiliyorlar. Hatta bizim görmediğimiz, gözümüzün önünde olduğu halde fark etmediğimiz her ayrıntıyı onlar ilk bakışta fark edebiliyor. Biz ise onlardan gelen her tür tepkiyi anında geri çeviriyoruz. Fark ettikleri şeyleri gördüğümüzde “Çocuklar nasıl da dikkatliler” deyip, işimize gelmeyen durumlarda “Aman çocuk işte” diyerek geçiştiriyoruz.

Oysa bütün ayrıntı bu ince çizgide saklı. Gözümüzün önünden akıp giden hayatın gerçek anlamda farkına varan, tadını alan, keyfini çıkaran çocuklar aslında. Biz yetişkinler, bütün çiçeklerimizi dökmüşüz, bütün canlılığımızı yitirmişiz, mekanikleşmişiz. Hep bir yerlere yetişmek, hep bir şeyler yapmak zorundayız. Bitirilmesi gereken işlerimiz var ve o işler hiç bitmiyor. ‘İçimizdeki Çocuk’ yok oluyor, ölüyor.

 

Kendi çocukluğumuzu yok ettiğimiz yetmiyormuş gibi kendi çocuklarımızın ışıltısını da yok ediyoruz. Yaşama sevinçlerini fark etmiyoruz. Gözümüze sokarcasına çığlık çığlığa mutlu olmalarını bile engelliyoruz.
 

Modern hayatın hızına yetişmeye çalışırken içimizdeki çocuğun adımları kısa kalıyor belki de hızımıza yetişmeye. Fark etmek istemiyoruz ne kadar güzel bir hayat akıp gidiyor bedenlerimizin bir milim dışında başlayan ve sonsuzluğa uzanan.

Önce çocukluk bakışlarımızı yitirdik biz. Tertemiz bakışlarımızın yerini; korkak, ürkek hatta bazen saldırgan, kızgın, bezmiş, güvensiz bakışlar aldı. Kızgınız çünkü hayat bütün beklediklerimizi sunmadı, işler planladığımız kadar kolay olmadı. Korkuyoruz çünkü kapının dışında nelerle karşılaşacağımızdan emin değiliz. Komşumuza güvenemiyoruz, arkadaşlarımıza hatta eşimize bile güvenemiyoruz. Çocuklarımızı yetiştirdiğimiz ortama güvenemiyoruz.

 

Bezginiz, güvensiziz çünkü “yarının neler getireceğini bilemiyoruz” diyoruz.  Saldırganız çünkü psikolojik ya da fiziksel şiddete uğruyoruz. Kime güveneceğimizi şaşırmışken bir de uğradığımız zararların nasıl telafi edileceği konusunda ciddi endişelerimiz var. Hemen hemen her gün bir olumsuzlukla karşılaşıyoruz ya da olumsuz olduğumuz için bütün olumsuzlukları hayatımıza çekiyoruz. Bu kadar yoğun ve peş peşe yaşanan sorunlardan sonra bize mutluluk verecek şeyleri de görmez oluyor gözlerimiz, mutlu olabilmeyi unutuyoruz. Hala görebilecek kadar çocuk kalanlarla da alay ediyoruz, onları hayatın ağır değirmeninde öğütüp yok etmek için biz de farkında olmadan çaba harcıyoruz aslında.


O küçücük çocukların kocaman bir hayata karşı takındıkları tutumlardan hepimizin çıkaracağı dersler var. Kaçımız bahçedeki çiçeklerin rengini biliyor, kaçımız işyerinin önündeki yolda çiçek açmış ağaçlardan haberdar, kaçımız göçmen kuşların geldiğini fark etti? Hangimiz yolda yürürken gördüğü ufak çocuğun gülümsemesiyle mutlu olabiliyor? Kaçımız yaşamın farkında? İçten gülebilen kaç kişi tanıyoruz?

 

İçindeki çocuğa sorsan o bu yanıtları biliyor, o her şeyi görüyor. İnanmıyorsan sağlamasını yap, küçük çocuklara sor, alacağın yanıt aynı. Farkındaysan kendinden kaçıyorsun, karanlıklara saklanıyorsun. Karanlık bir mağaraya çocukluğunu hapsetmiş “öteki”yi oynuyorsun. Çevrenin beklentilerine koşuyorsun. Onların hoşlandığı çerçeveye resim oluyorsun. Bu sen misin? Belki de sen aslında sen değilsin. Yüzüne baktın mı hiç aynada? Gördüğün sen misin? O karamsar ruh senin değil, o somurtkan ciddi yüz, o küfürbaz dil. Hiçbir şeyden tatmin olmayan o aç gözlü yetişkin. Yıllardır sana yüklenen bambaşka bir yüz aynada gördüğün. Senin sandığın ama senin olmayan bir yüzle dolaşmak nasıl bir duygu?

 

Hep bir maskeyle gezmek, sahte çizgiler taşımak, kederi de mutluluğu da başkası adına yaşamak nasıl bir şey? Maskeni çıkartarak tüm yüklerden kurtulmak, çırılçıplak kalmak, hafiflemek istemez misin? O zaman içindeki çocuğa sıkıca sarıl... Çocuk olmayı hatırlamaya başla.

 

Sen işte o içinde saklı çocuksun. Hani karanlık mahzenlerde terk ettiğin. O ağlayan, yalın ayak, çırılçıplak çocuk da sensin. Bulutları hayvanlara benzetip kıkırdayan da.. Kayıp dünyaların haylazı, bitmeyen umutların baş kahramanın sen..


Gündelik yaşamın sahtekar gülüşlerine aldanma. Takındığın saçma rollerden sıyrıl. Başkası seviyor diye sevme bu şehri, kaldırımlarında koştuğunda yüreğin mutluluktan attığı için bağlan ona. Gülü, hanımelini, papatyaları yapmacıksız kokla. Dostuna, arkadaşına karşılıksız sarıl.


Nefreti, sevginin potasında eritebiliyorsa yüreğin, o zaman kazanırsın işte. Seni sen yapan değerlerin kıymetini bil.

Sezen Aksu’ nun da dediği gibi, içindeki çocuğa sıkıca sarıl...

 

Düzenbaz yaşamın dışındadır o. Yalanın dolanın, sahtekarlığın, hilenin, aldatmanın,  ihanetin ve nefretin. Faturaların, kredilerin, faizlerin, tefecilerin, fahişelerin ve pezevenklerin. Katillerin, yalancıların çok uzağındadır. Sevginin, umudun, dostluğun, barışın, güzel olan her şeyin eşiğidir içindeki çocuk. Hayata gülümseyerek bakabilmek içindeki çocuğun gülen gözleriyle bakabilmekten geçer. Onu karanlık mahzenlere terk etme. İçindeki çocuk ölürse bir daha yerine gelmez, unutma. Sana ait olan ne varsa sende kalsın.

Her türlü zorluğa rağmen içindeki çocuk ruhunu ve saflığını hiçbir zaman kaybetme. Gülümsemekten çekinme, kimse senin kolay biri olduğunu düşünmez, korkma. Aksine çok ciddi olmaya çalıştıkça dışarıdan çok gülünç gözüküyorsun. Aynada kendini izlersen ne demek istediğimi anlayacaksın. Kahkaha atmak dünyanın en doğal ve en çocuksu gerçeği, hala becerebiliyorsan bu muhteşem yeteneğini kaybetme. Varoluşundaki tüm pozitif enerjileri harekete geçirecek olan eylemin içten atacağın bir kahkaha.

 

Sevmeyi hatırla! Önce kendini, sonra çevreni, çiçekleri, hayvanları, yaşamı sev. Sevgi, tüm evrendeki tek gerçek dönüştürücü. İçindeki çocukla barıştığında hayatında ne kadar fazla pozitif değişimin olmaya başladığına inanamayacaksın. İçindeki çocuğu hatırlayarak hayata daha pozitif bakabilecek, bu sayede de hayatın sana biraz daha pozitif davranmasını sağlamış olacaksın.

 

Melissa Ayça Yıldıran

 

 

*Kaynak olarak yazarın “Dikkat Kaygan Zemin” isimli kitabı kullanılmıştır. 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...

Yazarlar

Magazin

1
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Tourism FM'de haber bülteni olmalı mı ?
Evet
Hayır
© Copyright 2018 TurMed Turizm Medya Yayın Grubu. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
Gezi Rehberi
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Basketbol Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş