Yazı Detayı
20 Şubat 2020 - Perşembe 21:05 Bu yazı 4848 kez okundu
 
Sağlık Turizminde Uluslararası Bir Dil Oluşturabilmek: At The Edge of Borders (sınırların kenarında)
Selin BULUT
haber@turizmhabermerkezi.net
 
 

En güncelinden, Korona Virüsü ortaya çıktığında hangi ülkeden kaç kişinin bu virüse yakalandığı listesi oluşturulduğunda, sağlığın; "uluslararası - global bir konu" olduğu bir kere daha kendini apaçık gösterdi.



Peki ülkemizde hastane sahipleri ya da yöneticileri sağlık turizminde, uluslararası iletişimde ne kadar başarılılar!

 

Pek tabi ki, yurtdışına tatile giden hastane yöneticileri, yabancı bir ülkede yaşamak ile orada tatil yapmanın farkının ne kadar farkındalar! Ve bunu " iletişimsel olarak" işletmelerinde (hastanelerde) ne derece harmanlayıp, müşterilerine yani hastalarına yansıtabiliyorlar!

 

Bir şehir düşünün tam iki yüz yetmiş farklı ülkeden insanın yaşadığı ve üç yüzden farklı dilin konuşulduğu bir şehir; "Londra". Kafanızı çevirseniz "Jamaika ekmeği bulunur." yazısını, bir bakkal camında görebileceğiniz şehir! Fakat "iş hayatı kuralları" hiç değişmiyor; hep profesyonel bakmanız ve yeteneklerinizi parlatmanız gerekiyor!


Türkiye'de bir ortaokul öğretmeniyken, İngiltere'de uluslararası şirket yöneticiğine kadar yükselen Yıldız Visa Şirketi Genel Müdürü Ahmet Yıldız ile genç ve parlak Mann’s Solutions Şirketi CEO'su  Evgeny Pavlov, bizlere  kendi perspektifinden, deneyimlerini  paylaştı.



- Ahmet Bey, sizce "Uluslararası ortak bir dil var mıdır; nasıldır?"

"Dünyayı görmek istiyorsanız Londra'ya gel." diye bir söz var ki bu çok doğru; iki yüz yetmiş farklı ülkenin insanı yaşıyor Londra'da ve okullarında konuşulan üç yüzden fazla dil var. Londra' nın nufusu 9.3 milyon. Bunun sadece 45 i İngiliz, gerisi ise farklı ülkelerden gelen insanlar. Bu çeşitlilik yeni bir şey değil, kolonilerden geliyor; tarihi çok eski. İngiltere'nin yüzyıldan fazla kolonileri var. Hindistanlılar, Pakistan, Karayip Adaları, Afrika'dan gelen Yeni Zellandalılar, Kanada'dan; tarihçesi bayağı farklı. 9.3 milyon nüfus; yüzde 45'i İngiliz, geriye kalanı yabancı. Yüzde 48'i  Hristiyan, gerisi yine karışık: Müslüman, Budist, Hindu, Yahudi gibi; çok kozmopolitan bir şehir. Aslında Avrupa' nın en büyük kozmopolitan şehri. Ülkesi, rengi, dini, dili ne olursa olsun herkesi olduğu gibi kabul etmek, farklı  dili konuşanlara toleranslı olmak; bunlar uluslararası ortak bir dil yaratır. İngiltere çok toleranslı bir ülke.


- Profesyonel platformda bir yönetici olarak, bir anlamda "sınırlararası / ülkeler arası"  geçişte bir misyon sahibisiniz. Sizce şirketler de uluslararası ortak bir dilde hareket edebilir mi?

Yapılabilir tabiki. Yeter ki taraflar istesin, değişime açık olsun; bunun için gayret göstersin ve bunun herkesin yararına ve çıkarına olduğunu anlasın. Otuz yıldır burada yaşayan biri olarak gözlemledim ve yaşadığım noktaları şöyle özetleyebilirim;


- Ülkesi, dini, cilt rengi ve görünüşü ne olursa olsun herkese saygı duymak ve herkesi olduğu gibi kabul etmek

- farklı din ve kültürden gelen ve farklı dili konuşan insanlara toleranslı olmak

- hiç bir zaman ırkçı olmamak. İnsanların kendi kültürüne, dinine veya diline karışmamak veya değiştirmeye çalışmamak

- Medeni biri olarak herkese saygılı olmak


Her ülkenin ve insanın değişik iş ve yaşam kültürü var. Bunlara saygı göstermek gerek. O ülkenin dilini konuşabilmek tabi ki çok iyi olur ama bu mümkün değilse İngilizce veya ortak konuşulan bir dil üzerinden görüşmeler ve çalışmalar yapılabilr. Burada her iki tarafın çıkarının düşünülmesi ve tarafların kabul edebileceği  ortak bir zemin aranmalı ve bulunmalıdır. Ortak bir dilde, para karşıtı için hizmet vermesi gerekir. Karşıdaki tarafla anlaşması gerekiyor bir şekilde. Eğer karşılıklı çalışma gayreti varsa tabiki bu şirketlerin değişimi gerekiyor.


- Uluslararası arenada hizmet veren bir şirket ya da kurum, sizce nasıl bir yaklaşımı misyon edinmelidir?

O ülke insanının, iş kültürünü, dilini, dinini ve yaşam kültürünü anlamalı. Burada en önemlisi dil ve iş yapma kültürü oluyor. Mümkünse o ülke dilini konuşabilmeli. Bu mümkün değilse İngilizce gibi ortak bir dil kullanılmalı. Diğer ülke insanlarına saygı göstermeli ve olduğu gibi kabul edilmeli. Karşılıklı bir ticaret veya iş yapılacaksa, her iki tarafın çıkarı gözetilmeli. ' Win- win" dediğimiz her iki tarafın da kazancının olması sağlanmalı.



- Dünyanın dört bir yanından insanların biraraya geldiği böyle bir ülkede, yöneticiğinizde  kullandığınız bir iletişimsel tutumunuz var mıdır?  Bu konuda iletişimsel  hassasiyetler bulunmakta mıdır?

Londra'da uluslararası bir firmada on yıl çalışmış ve son beş yılında yöneticilik yapmıştım. Bu firmanın seksenden fazla ülkede büroları, fabrikaları vardı ve 115 bin işçi ve personel çalıştırıyordu. Burada çalışırken bir çok ülkeye iş seyahatlerim olmuştu. Bu süre içinde edindiğim iletişimsel tutum ve hassasiyetler var. Özetle;

İş ahlakı ve dürüst olmak, Sözünde durmak, tutamayacağı bir söz vermemek. (uzun dönem düşünme) O an için müşteri memnun kalmasa bile doğruyu söylemek, Yalan söylememek ve kandırmaya çalışmamak, Her zaman açık ve net olmak, şeffaf çalışmak
 

 

- Avrupa birliğinden çıkarak kendi vatandaşlarına bir çok konuda önceliği artırmak isteyen İngiltere'de  şirketlerin ortak bir dili var mı bu konuda?

İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkmak istemesinin en önemli iki nedeni, tam bağımsız bir ülke olarak devam etmek ve göçmen sayısını kontrol etmek istemesi. Bence bu ikisini de başaracak. Avrupa Birliği, Almanya  ve İngiltere sayesinde ayakta duruyordu. Bu ikisinin dışındaki 26 ülkenin hepsi, Avrupa Birliğinin mali desteğine ihtiyacı var her zaman. Türkiye bile birçok Avrupa Birliği ülkesinden çok daha iyi durumda mali olarak. İngiltere'nin çıkması ile Avrupa Birliği zayıflamış oluyor. Londra, Avrupa'nın en büyük ve dünyanın önde gelen finansal merkezlerinden biri. Tarihsel olarak da "British Empire" İngiliz İmparatorluğundan beri hep uluslararası olarak hizmet veriyor. Dünya ticaretinde hemen her ülkede ingilizce kullanılıyor. İngiltere' de ve özellikle Londra'da uluslararası yüzlerce firma var. Bunların bir kısmının genel merkezi de Londra'da. İlk 10 şirket adı ve çalışan sayısı şöyle;


Amazon (560 bin kişi), Jp Morgan Chase & Co (250 bin kişi), Sainsburys (195 bin kişi), GSK (100 bin kişi), Bupa (80 bin kişi), JLL (90 bin kişi), Barclays (85 bin kişi), BP (73 bin kişi), Goldman Sach (36 bin kişi), Engie (154 bin 500 kişi)



- Sizce uluslararası bir dil; bir söylem oluşturabilmenin en zor yanı nedir? 

En zor yanı, "insanların ve firmaların değişmek istememesi." Bencilce davranarak, diğerlerinin değilerek kendisi gibi olmalarını beklemesi. Halbuki, olumlu ve mantıklı düşünüldüğü zaman bunun kendi yararına olduğunu anlaması gerek. Zaman değişiyor, teknoloji değişiyor, insanlar ve ihtiyaçları da değişiyor. Dinamik bir ortam var. Bu ortamda firmaların da bu değişime ayak uydurması lazım. İnsanların değişen ihtiyaçlarına göre yeni ürünlerin çıkarılması lazım. Maalesef hala değilmek istemeyen firmalar var. Herkes ilerlerken olduğun yerde durmaya çalışmak, geriye düşmektir aslında. Değişmeyen firmalar eninde sonunda zamanla gerilere düşerek bir gün yok olur. Yani firmanın ayakta durabilmesi ve gelişmesi de bu değişime ayak uydurabilmesi aslında.



Evgeny Pavlov ise , Londra' da genç ve parlak bir CEO.


- Farklı ülkelerden insanların yaşadığı bu şehirde bir şirket yönetiyorsunuz; şirket olarak "uluslararası bir dil'' olduğunu düşünüyor musunuz? 

İnanın uluslararası bir dil var. Serbestleşme ve serbest dolaşım bizi etkiledi. Bazı ülkelerin serbest dolaşımı; Avrupa Birliği hareketi bizi etkiledi. Brexit ile birlikte Avrupa Birliği üyeliği iptal ediliyor ve yeni fırsatlar    yaratıyor.  Bu uluslararası dil, işletmelerin alış verişleriyle başlıyor ve tarihsel ve kültürel değişim programlarıyla daha sonra da halk değişim programlarıyla devam ediyor. Bu değişim "uluslararası dil" haline gelerek birbirlerini anlama şekline dönüşüyor. İngilizce'nin dünya dili olduğunu söyleyebilirim uluslararası olmasının üstünde.

 

- Mesela Rusya' da, İngilizce bilmemek 'uluslararası olmak' için bir problem midir?  

Bence, hayır. Her ülkede olduğu gibi Rusya'da da uluslararası tecrübe ve bilginin kullanımı, dil bilmekten önemlidir. Fakat İngilizce bilmiyorsanız, başka bir dil ya da yerel dili biliyor olmanız gerekir. Rusya'da çok sayıda uluslararası şirket var; özellikle Moskova ve St.Petersburg'da. Büyük bir gereklilik yok Rusça bilmenin ama İngilizce bilmelisiniz.

 

- Çok fazla uluslararası ve global şirketin merkezi olan Londra'da, kullanılan uluslararası temel bir dil var mı? Yaklaşımsal olarak, müşterilere, halka, çalışanlara....  

Londra'da insanlar İngilizce konuşuyor fakat Londra'yı anlamak zorundayız. Londra İngiltere'nin başkenti değildir; Londra, resmi olmasa da, dünya finans merkezidir. Londra, uluslararası kültürlerin bir arada olması konusunda bir lokomotifdir.

 

- Ülkeler arası, insanlara danışmanlık, rehberlik veriyorsunuz. iletilim tarzınız nasıldır? 

Müşterilerimizin çoğunluğu hangi ülkeden gelirse gelsin, İngilizce anlıyor. Görevimiz, viza başvurularını yapmak, gerekli belgelerin hazırlanma aşamasında rehberlik etmek. Müşteriler teknik olarak ne yapacaklarını bilmiyor, o nedenle, yerel dil için ofisler açmayı tercih ediyoruz: İstanbul, Londra ve Hong Kong gibi...
 


- Yöneticilerin  böyle bir platformda neleri yapmamaları gerekir?

Finansal durumu, kültürel profili ne olursa olsun, farklı muamele edemezsiniz. Eşit davranmalısınız. Bu önceliğiniz olmalı. Bizler yedi gün yirmi dört saat hazır olmaya çalışıyoruz müşterilerimiz için. Saat farkları var ülkeler arasında. Bunu kabul etmeliyiz; mesela Hong Kong ile saat farkı ya da Dubai' de pazar günü, çalışma günüdür, tatil değildir. Çoğunlukla cevaplamaya çalışıyorum.


 

- Peki şirketler nasıl bir misyon üstlenmelidir? 

Şirket misyonu ve benim yaklaşımım şudur: biz müşterilerin hayallerine uyarız; hayaller yaratmayız. Müşteri hayal kurar, plan yapar biz bu planları hayata geçirmek için rehberlik ederiz. Sloganımız şudur: "Sizin adımınız bizim önceliğimizdir."


- Brexit sonrası, uluslararası müşteriler açısından, sizi nasıl etkileyecek?

Brexit'e saygı duyuyorum. İngiltere yeni kapılar açmak istiyor fakat bunlar göçmenlikle ilgili değil. Bunlar farklı ülkelerle ticari ilişkilerle ilgili. Her ülke ile ilgili eşit haklar vermek istiyorlar. Mesela; Türkiye, Rusya, Africa ülkeleri.. Mesela bu ticari anlaşmalarla, Afrika ürünlerini raflarda görebileceğiz. Bu ticari anlaşmalar rekabeti artıracaktır.

 
Etiketler: Sağlık, Turizminde, Uluslararası, Bir, Dil, Oluşturabilmek:, At, The, Edge, of, Borders, (sınırların, kenarında),
Yorumlar
Haber Yazılımı