Reklam
Reklam
Reklam
Aslı Yelda ERDİR

Aslı Yelda ERDİR


TURİZMCİLERİN SESSİZLİĞİ ve AYASOFYA

22 Temmuz 2020 - 23:48

Dünyada ve ülkemizde hoşgörünün, evrensel değerlerin simgesi olan Ayasofya ve muazzam yapısını anlatmak günler sürer elbette.

Fakat kısaca can alıcı kısımları ile Ayasofya hakkında bu yazıda bazı bilgiler vermeye çalıştım. Bunları bilmenin kültürel değerlerimiz için ve Turizm için çok önemli olduğunu düşünüyorum.Turizmcilerin bu değerin cami statüsüne geçmesinde sessiz kalmış olmasını meslek etiğinle ne yazık ki fazla uyuşturamadım.

Yılda ortalama 3.5 milyon ziyaretçisi ile  Türkiye'nin en çok ziyaret edilen kültürel mirasıydı oysa ki Ayasofya!

Yine yaklaşık yılda  50 milyon euro getirisi olan turistlerin büyük ilgi odağı haline gelen Ayasofya Müzesini kaybetmiş olmamıza sektörün bir üyesi olarak ve Turizm gelirine ihtiyacı olan bir ülkenin vatandaşı olarak üzüldüğümü belirtmek isterim.

Çevrede çok sayıda cami olmasına rağmen ve o camilerin doluluk oranının çok düşük olmasına rağmen bir turisti cezbedecek doğal, tarihi ve kültürel değerin bu şekilde yok edilmesinin sektörel bir tedirginlik oluşturduğunu covid 19 sonrası daha da iyi görebileceğiz. Kaldı ki 1453'te Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u feth ettiğinde İstanbul'da cami olmamasından dolayı Ayasofya'yı cami olarak kullanması o zaman için en mantıklı olanı idi. Fakat günümüzde aynı şartlar geçerli olmadığından Ayasofya'nın müze statüsünden çıkarılması oldukça yıpratıcı.

Sonuç olarak Ayasofya'ya zamanında müze olmasına olanak tanıyan Mustafa Kemal ATATÜRK 'ün baktığı bakış açısınla bakıp bir cami ya da kilise gibi değil de bir uygarlık eseri ve insanların ortak kültürel mirası olarak bakabilmeliyiz. Çünkü Ayasofya'da Bizans, Osmanlı, Hristiyanlık ve Müslümanlık etkisi olduğu tartışılmaz bir gerçeğimiz ve bütün ortak mirası en güzel şekilde koruyup sergileyebilmek ve gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarabilmek ancak Ayasofya'nın müze olarak kalmasıyla mümkün.

İşte olağanüstü mimarlık, uygarlık ve medeniyetten izler taşıyan Ayasofya'nın adım adım günümüze kadar olan yolculuğundan belirli aslında herkesin bilmesi gereken dipnotlar;

İstanbul'u tarihte büyük bir şehir olarak ilk defa inşa eden Konstantin, Hristiyanlığı Roma İmparatorluğu sınırları içinde özgür bırakan ilk imparatordur.
 
1. Ayasofya kilisesi  büyük Konstantin tarafından yaptırılmaya başlanmış fakat oğlu  İmparator Constantinius döneminde Megale Ekklesia (Büyük kilise) olarak adlandırılıp M.S 360 yılında ibadete açılmıştır. O dönem çıkan isyanlardan dolayı yıkılmıştır.

2. Ayasofya ise ilkinin yerine İmparator II.Theodosius tarafından yaptırılmış olup 415'te ibadete açıldı fakat Çıkan ''NİKA ayaklanmasında” tekrardan yıkıldı.(Nika halk ayaklanması en kanlı ayaklanmalardan biri olup 30.000 kişinin katledilmesiyle son bulmuştur.) 532'de İmparator Justinyen tarafından yaptırılmaya başlanan kilise 537 yılında ibadete açılmış olup defalarca tadilat görse de hiçbir zaman için o yapıyı aşacak bir eser ortaya konulamamıştır.

Günümüzdeki yapı 3.kez inşa edilen kilise olup tarihte ilk defa bu kadar yüksek ve büyük kubbeli kilise olma özelliğini kazanmıştır. En önemli özelliklerden bir tanesi ise başka bir örneğe bakılmaksızın inşa edilmiş olması. Bir kare alanın üzerine bu denli büyük bir kubbenin yerleştirilmesi ilk defa bu yapıda denenmiştir. Daha sonra inşa edilmiş devasa kilise ve camilere hep örnek olduğuda bilinmektedir. Ancak heybetini hiç bir esere kaptırmadan günümüze gelmiştir. Aynı zamanda yüzyıllarca Hristiyanlığın gurur duyduğu yapı olarak çeşitli unvanlar kazanmıştır  Ayasofya. Kubbesi gökyüzünü temsil etmekte olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınmıştır. Kilise bir kişiye ithaf edilmiş olmayıp adı Tanrı'nın vasıflarından ''Kutsal Bilgeliğe'' karşılık gelmektedir.

Yüzyıllar boyunca Doğu Roma İmparatorluğu'nun baş eseri olan kilise barındırdığı kutsal emanetlerlerde değerli olmustur. Bilinen Dünya'nın gözü bu kilise ve zenginliklerdeydi. 916 yıl kilise kaldıktan sonra 1453'te Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’i feth edince kendini Doğu Roma İmparatoru olarakta görüp en büyük kiliseyi camiye çevirmiş ismini değiştirmemiştir. Fatih Sultan Mehmet kısa sürede kiliseyi camiye çevirirken mozaikleri örtmüş ve günümüzde olmayan ahşap bir minare inşa ettirmiştir. Daha sonraları farklı dönemlerde yeni minareler II.Bayezid, II.Selim ve III.Murat zamanında eklenmiştir. Böylece 4 adet minare sayısına ulaşılmıştır. Özellikle Mimar Sinan tarafından da depreme karşı güçlendirme çalışmaları yapılmıştır. Cami defalarca restore edilmiş ve mozaikler alçıyla kapatılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda bakımsız ve harap halde olan cami ileri görüşlü devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından 1934'te müze statüsüne dönüştürülmüştür. Son haliyle 916 yıl kilise 481 yıl cami olarak hizmet veren yapı müze olduktan sonra Dünya'nın ortak kültür mirası olarak kabul edilmiştir. 1985'te UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Dünya mirası kalıcı listesine de girmiştir. UNESCO'nun web sitesinde Ayasofya, Bizans ve Osmanlı dönemlerinin ''eşi ve benzeri olmayan mimari başyapıtlardan biri'' olarak tanımlanıyor.

Fakat artık Dünya mirası listesinden çıkarılması ne yazık ki an meselesi ...

ASLI YELDA ERDİR

YORUMLAR

  • 0 Yorum