Reklam
Reklam
Reklam
Aslı Yelda ERDİR

Aslı Yelda ERDİR


TURİZME VE DEĞERLERİMİZE DAHA FAZLA ZARAR VERMEYİN!

11 Ağustos 2020 - 23:58

Geçtiğimiz yazımda Dünya Kültürel mirasının çok katmanlı bir parçası olan Ayasofya'nın Camiye çevirilmiş olması ile ne gibi değerleri kaybettiğimizi ve bunun dışında turizme olan kayıplarını da yalın bir dilde anlatmaya çalıştım.

Fakat gün geçmiyor ki yeni bir tarihi kültürel değerimiz yara almasın. Ayasofya’nın hala etkisi altındayken bir de üzerine yeni bir darbe daha geldi ne yazık ki.

O da Trabzon'un Maçka ilçesinde bulunan yaklaşık 1634 yıllık tarihi ile Hristiyanlık adına özelliklede Rum ve Ortodokslar için son derece önemli olan İncil'den de bolca değerli alıntılar taşıyan ve bu değerli alıntıların fresklere dökülmüş hali ile oldukça önemli hâl alan Sümela Manastırı’nın restorasyonunda yaşanan tahribat.

Belirli kriterleri karşılayamadığı için 2000 yılından beri tam 20 yıldır UNESCO'nun geçici Dünya Kültürel Mirası listesinde bulunan Sümela Manastırı son geçirdiği restorasyonla kalıcı olarak kültürel miras listesine girme hakkını tamamen kaybetmiş gözüküyor. İnanç turizmi yönünden Türkiye’deki önemli merkezlerden birisi olan Sümela Manastırı; normalde yalnızca 1 yıl süreceği söylenen restorasyon çalışmaları ancak 5 yılda tamamlanabildi. 5 yıl aradan sonra 28 Temmuz günü yeniden açılan ve ziyaretçi ağırlamaya başlayan Sümela Manastırı'nı görmeye büyük bir heyecanla giden ziyaretçiler büyük bir hayal kırıklığı ile manastırdan ayrıldı. İçerisinde bulunan büyük bir sanat ile yapılmış fresklerin bir çoğu parçalanmış ve üzerine yazı yazılmış halde ziyaretçileri karşılayan Sümela Manastırı , tüm eleştiri oklarını günlerdir üzerine çekmeye devam ediyor.
 

Ne yazık ki ülkemizde restorasyonda başarısızlık geleneksel bir hâl almaya başladı.

Gaziantep'teki Septimius Severus köprüsüne fayans döşenmesi, 12.yy da  Bizanslılar döneminden tek saray yapısı olarak günümüze kalan 1000 yıllık Tekfur Sarayına ahşap pencereler ve alüminyum korkuluklar eklenmesi, Eskişehir Seyyid Battal Gazi Külliyesi'ne Amerikan tarzı mutfak ve modern tuvalet yapılması, Mimar Sinan’ın son yapıtı olarak bilinen Atik Valide Külliyesi'nin şifahanesine otomatik kapılar yerleştirilmesi ve revakların önünün tamamen camla kapatılması aynı zamanda iç bahçenin kafeye dönüştürülmesi, ilk hali 1685 yılında tamamlanan Ağrı'daki Selçuklu - Osmanlı ve Kafkas mimarisinin eşsiz örneği olan İshak Paşa sarayının pvc ile kaplanması ve cam tavan yapılması, yaklaşık 1700 yıllık İznik Ayasofya Orhan Camisi'ne  buzlu motifli cam kapının layık görülmesi... Ülkemizde ilk etapta akla gelen restorasyon facialarından sadece bazıları.
 
Olduğu gibi bıraksaydınız daha iyi olurdu dedirtecek restorasyonların son bulduğu bir dönemin özlemi içindeyiz.

Turistlerin şaşkınlığına sebep olan bu tür olaylar ülkemizi en iyi şekilde tanıtmaya çalışan rehberleri de zor durumda bırakmaktadır. Cenevizli’lerden kalma Şile’de bulunan Ocaklı Ada Kalesi’ni Sünger Bob'a (çizgi karakteri), Beyoğlu Fındıklı'daki Mimar Sinan eseri olan Süheyl Bey camisini AVM'ye benzeten zihniyet turizme ve değerlerimize fazlasıyla zarar vermektedir.

Son günlerde de tamamlanan ve büyük heyecanla açılışı beklenen Sümela  Manastırı  restorasyonu da maalesef 1634 yıllık kültür mirasının değerine yakışmadı. Kısacası turizme değer katan bir kültürel mirasımızın daha gözyaşlarıyla karşı karşıyayız.

 



Yüz binlerce ziyaretçi ağırlayan ve 5 yıl boyunca restorasyon yapılan Sümela Manastırı’nın 5 yılın sonunda cok daha iyi konumda olması gerekirken doğal halinden tamamen uzaklaştırılmış harabe hale getirilmesi inanılır gibi değil. 18.yy dan beri hiçbir zarara uğramamış fresklerin günümüzde bu denli tahrip edilmesi, kazılması, yok edilmesi, tarih, kültür ve medeniyet katliamından başka birşey değildir. Kalıcı olarak UNESCO Dünya mirasına eklenmesi talep edilirken bu hale getirilip açılış yapılması Türkiye adına çok vahim ve üzücü.

Restorasyonun anlamı; eski, tarihi bir eserin yıkılmış, bozulmuş olan  bölümlerini aslına uygun bir biçimde onarmaktır. Fakat bunu hala idrak edememiş gibi gözüküyoruz ki korkunç, trajikomik manzaralarla sık sık karşılaşmaya başladık. Bunun bilincine artık varmamız ve tarihi eserleri aslından uzaklaştırmaktan kulaktan dolma bilgilerle yeniden inşa etmekten vazgeçmemiz gerekiyor.

Tarihe bakış açımızı değiştirmeden, restorasyonun önem ve bilincini kavramadan devam ettiğimiz sürece arama motorlarında araştırdığımızda çıkan hatırı sayılır restorasyon facialarına ülke bazında yenilerini eklemeye devam edeceğimiz aşikar.
 
Emek, bilgi, özen beceri gerektiren restorasyon çalışmaları alanında uzman kişilere bırakıldığı takdirde ve yeterli güvenlik önlemleri ile ziyaretçilerinde zarar verme ihtimali engellendiğinde gelecek nesillerede sağlıklı kültür varlıklarının aktarılması gerçekleşecektir.

Her geçen gün zenginliklerle dolu olan ülkemizin kültürel ve turizm değerlerinin amatörce kaybolduğunu görmek  turistik açıdan da  tercih edilmesinde negatif bir yol izleyecektir. Özellikle inanç turizmine can çekiştiren bu tarz ihmalkarlıklara artık son verildiği, korkunç tahribatların, bakım adı altında  tarihi dokularımızdan uzaklaştığı günleri görmeyi sabırsızlıkla bekler haldeyiz. Medeniyete, uygarlığa ve tarihe değer veren duyarlı insanlar ve turizmciler olarak geri dönüşü olmayan mimarı faciaların yanı sıra tarihimizinde yok edilmesini kabul etmemiz mümkün değil!

İleri görüşlü kurucu liderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün sözleriyle son vermek istiyorum yazıma, çünkü bugünün ve yarının sözü olduğuna inanıyorum.

‘’Tarihini bilmeyen bir millet yok olmaya mahkumdur.’’

YORUMLAR

  • 1 Yorum