Reklam
Reklam
Reklam
Elif Mohul ABİÇ

Elif Mohul ABİÇ


15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ SONRASI TÜRKİYE VE TURİZM

26 Ocak 2017 - 11:01

Sevgili okurlarım,

 

Bilhassa ekonomisi gelişmekte olan ülkeler için yüksek döviz girdisi sağlayan temel endüstrilerden bir tanesi olarak görülen turizmin, Türkiye ekonomisindeki yeri oldukça büyüktür.

 

 

 

BM Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre, uluslararası turizm gelirlerinde 3,6’lık bir artış yaşanmış olup,  son dört yılda turizm sektörü mal ticaretine kıyasla daha hızlı bir büyüme kaydetmiştir. 2015 yılında turizm sektörünün dünya ihracatındaki payı 7’ olmuş, turizm sektörinden elde edilen gelir ise 1,4 trilyon ABD Dolarına ulaşmıştır.  

 

Günümüzde Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve birçok ülke, bu zengin pastadan pay alabilmek adına turizm ürünlerini daha da geliştirmeye ve çeşitlendirmeye çalışmaktadırlar. Turizm sektöründen elde edilen gelirin, bilhassa ekonomisi gelişmekte olan ülkelerin dış borcunu kapatma gayretlerinin en büyük destekçisi olduğu bilinmektedir.

 

15Temmuz 2016 menfur darbe girişimi öncesinde, Türkiye’de toplam 2 milyon 210 bin kişi turizm sektöründe çalışmakta olup, bu rakam Türkiye’deki toplam istihdamın 8’ini oluşturmaktaydı. Menfur darbe girişimi sonrası, kesin verilere dayanmamakla birlikte yaklaşık bir milyon kişinin işsiz kaldığı söylenmektedir.

 

Türkiye, bir önceki yıla kıyasla 16,5’lik bir kayıpla 2016’nın yılının ilk çeyreğinde turizm sektöründen 4 trilyon 66 milyon 384 bin ABD Doları elde etmiştir.

 

Türkiye Turizm Sektörüne tehditler, bugün çeşitli alanlardaki çeşitli kayıpları daha da tırmandırmıştır. Sultanahmet Bölgesi/İstanbul, Suruç/Şanlıurfa and Ankara Tren İstasyonunda terör örgütü İŞİD militanları tarafından üstlenilen, hem güvenlik mensuplarını hem de sivil halkı hedef alan canlı bomba saldırıları neticesinde Türkiye’nin “güvenli ülke” imajının ağır darbe almasını müteakip, 2016 yılında Rus uçağının Türkiye’deki unsurlarca düşürüldüğü ithamları neticesinde, söz konusu dönemde zaten oldukça hassas bir zemin üzerine inşa edilmiş Rus-Türk ilişkilerindeki gerginliğin daha da artarak, Rus hükümetince Türkiye’ye seyahat yasağı getirilmesi ve uçuşların askıya alınmasıyla, Türkiye’nin streatejik üç pazarından bir tanesi olan Rus pazarında yaşanan kayıplar, söz konusu dönemde turizmde elde edilen gelirlerin düşmesinde büyük rol oynamıştır.

 

2016’NIN İKİNCİ YARISINDA TÜRKİYE

 

2016’nın ikinci yarısında, Türkiye ve Rusya üst düzey yetkilileri arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretler, kısa sürede meyvelerini vererek, Türkiye’ye seyahat yasağının kalkmasını ve kısa bir süre zarfında iki ülke arasındaki charter seferlerin başlamasını sağlamıştır. İki ülke arasında ılımlı şekilde gelişen ilişkiler, yalnızca turizm alanında değil ayrıca güvenlik, enerji ve ticaret konularında işbirliğinde bulunma taahhüdlerinin, çeşitli alanlarda varılan anlaşmalarla sonuçlanması ile daha da perçinleşmiştir.

 

Bilhassa, Rusya ve Türkiye arasında “terörle mücadele ve güvenliğe ilişkin gerekli istihbarat bilgilerinin paylaşılması” hususunda varılan işbirliği anlaşması, turizm sektörünün kanayan yarası haline gelen “güvenlik ve emniyet” sorununun çözüm gayretlerine büyük oranda katkı koyduğu aşikârdır.

 

Ancak diğer taraftan, dünyanın iki güçlü ülkesi Türkiye ve Rusya’nın, bilhassa Ortadoğu konusunda yakınlaşması, bazı uluslararası aktörler tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmış ve bu da her iki ülkenin daha fazla terör saldırılarının hedefi haline gelmesine yol açmıştır.

 

Jeo-politik açıdan oldukça stratejik bir konuma haiz, Balkanlar’daki ülkelerle güçlü kültürel bağlara sahip, İslam ülkelerinin öncüsü, terör örgütlerinin ortadan kaldırılması hâlinde Doğu Avrupa-Ortadoğu-Afrika üçgeninin merkezi haline gelmesi kuvvetle muhtemel, dünyadaki en zengin, kendisinden enerji üretilebilen elementler içinde litre başına 92.77 megajul yanma enejisiyle 1’inci sırada yer alan, geleceğin en önemli enerji kaynağı olarak görülen bor rezervlerine (76) sahip, yine dış aktörlerce tesis edilen ve beslenen, ülke içi ve dışındaki tehditlerle yüzleşmekte olan Türkiye ve Uzak Batı’nın korkulu rüyası Rusya’nın Ortadoğu’daki işbirliğinin, yine Uzak Batı tarafından yedi yıl içerisinde yıkılmasının tasarlandığının iddia edildiği Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali ve İran hükümetlerinde yeniden istikrar sağlanmasına neden olacağı, Suriye’de hayali kurulan terör koridorunun kurulmasını engelleyeceği, Ermenistan topraklarının genişlemesi ve nihayetinde sözde büyük İsrail devletinin kurulması hayallerini tabiri caizse suya düşüreceği gerekçesiyle istenmemesi, Türkiye ve Rusya’nın, üzücü olarak, bir süre daha okların hedefi olma ihtimali taşıdığını göstermektedir.

 

Bilindiği üzere iki ülkenin bilhassa terörle mücadelede işbirliğine kilitlendiği dönemde talihsiz olaylar ne Türkiye’nin ne de Rusya’nın peşini bırakmamıştır. Rus uçağının Karadeniz’de düşmesi, Rusya’nın Türkiye Büyükelçisi Andrew Karlov’a düzenlenen suikast, Rusya Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Petri Polshikov’un ölümü, NATO Genel Destekçisi Yves Chandelon suikasti, yılbaşı gecesi, çoğu turist olmak üzere 39 kişinin hayata veda etmesiyle sonuçlanan Reyna’daki terör saldırısı, müteakibinde İzmir’de 05 Ocak 2017 tarihinde gerçekleşen ve biri emniyet mensubu olmak üzere iki kişinin şehit edildiği, 10 kişinin yaralandığı bombalı saldırı bu dönemde gerçekleşmiştir.       

           

Söz konusu menfur saldırılar, Türkiye’ye seyahat etmenin ne kadar güvenli olduğunun sorgulanmasına, bu vesileyle bazı uluslararası aktörlerin “güvenlik” unsurunu kullanarak yurt dışında olumsuz propagandalar yürütmesine ve böylelikle turistlerin seyahat tercihlerini değiştirmelerine neden olmuştur. Diğer taraftan Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve ABD gibi batılı ülkelerin üst üste yayımladıkları seyahat uyarıları ise Türkiye’nin Batı pazarında kayıplar yaşamasında oldukça etkili olmuştur.

 

Tüm bu hususlar, Türk Turizm Politikasının kapsamlı bir şekilde revize edilmesine mecburi kılmıştır. Bu bağlamda Moskova’nın yanı sıra Ankara-Pekin yakınlaşması umut vericidir. Bilindiği üzere Ankara ve Pekin arasında enerji ve nükleer enerji güvenliği kapsamında işbirliği anlaşması imzalanmış, ayrıca iki ülke ticaret, ulaşım ve turizm sektörlerinde ilişkileri geliştirmek kapsamında ortak komite kurmak üzere fikir birliğine varmıştır. Çin pazarına baktığımızda, Çin Ulusal Turizm İdaresi’nin verilerine göre 2014 yılında 107 milyon’dan fazla Çin’li seyahat etmiş ve turizm giderleri 500 milyar ABD dolarının üzerinde hesaplanmıştır.  Bu rakam, Türkiye’deki hane halkı tüketim harcamasından dâhi daha yüksektir (442 milyon ABD doları).  BM Dünya Turizm Örgütü tarafından dünyanın en büyük turizm pazarı olarak bilinen Çin pazarının, dünya turizm gelirlerinin 13’ünü oluşturduğu unutulmamalıdır. Yine bu örgüte göre, 2030 yılında uluslararası seyahatın 57’si gelişmekte olan ülkelere yapılacak olup, en büyük gelişmenin ülke olarak Çin’de, kıta olarak ise Asya ve Pasifik’te olacağı öngörülmektedir.

 

 

Tüm bu olgular ışığında, Türk Turizm Politikası ile turizm pazar stratejilerinin revize edilmesi ve bilhassa mevcut ve müteakip dönemde turizmde istikrar sağlanması adına Türkiye’nin yönünü hassas siyasi ilişkilerden daha bağımsız pazarlara çevirmesi elzem olmuştur. Konaklamaya en çok para harcayan Arap pazarı (Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Kuveyt, Lübnan ve Ürdün, 330 TL/1 gün) bu anlamda mantıklıdır.  İlâveten Dolar’a karşı 17 güçlenen Rus Rublesi ve büyüme sinyalleri veren Rus ekonomisi göz önünde bulundurulduğunda Rus pazarının ana hedef pazarlardan biri olmayı sürdürmesi gerekmektedir.

 

Elbette, son dönemlerde, belirgin olarak konaklamaya dair yüksek turizm harcamaları ile dikkatleri üzerine çeken diğer pazarlarda (Singapur, Meksika, Avustralya, Avusturya, Güney Afrika, Hong Kong) hedef tahtasına koyulmalıdır.

 

Son 3 yıldır, küresel gelişmeler dikkate alındığında pazarların çeşitlendirilmesinin ivedilik taşımasıyla birlikte, esası oluştuan iç sistematik problemler göz ardı edilmemelidir.

 

Bu kapsamda, Türkiye’nin olumsuz imajının düzeltilmesi adına tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinin yeniden gözden geçirilerek, Türkiye’nin seyahat edilebilir, güven ve emniyet içerisinde tatil yapılabilir bir ülke olduğunun bilhassa özel reklamcılık teknikleriyle zihinlere kazınması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, Avrupa’nın bazı ülkelerinde de menfur terör saldırıları yaşanmaktadır. Dolayısıyla Türkiye aleyhine yapılan olumsuz algı operasyonunun, önüne geçmek maksadıyla çalışılmalıdır.

 

Belirgin olarak 2015 ve 2016 yıllarında nitelendirdiğim, turizm sektöründeki kaybın temelini oluşturan ve “ülke imajını” zedeleyen “güvenlik, emniyet” hususunun ele alınmasında, Türkiye’nin yurt dışındaki turizm tanıtım ofislerine de büyük görevler düşmektedir. Söz konusu ofisler, agresif olumlu propaganda faaliyetlerinde bulunmalıdırlar.

 

Bunlara ek olarak kaybın önlenmesi adına yurtdışında, (bilhassa hedeflenen yeni pazarlarda ve sadık pazarlarda, örneğin Kuveyt ve KKTC) daha fazla Türkiye Turizm Tanıtım Ofislerinin açılması gerekmektedir.

 

Kaybın boyutlarının bu denli büyük olmasında, eksikliğinin büyük etkiye sahip olduğunu düşündüğüm, Türkiye ve dünyadaki çeşitli olumsuz gelişmeleri ve tehditleri göz önünde bulunduran, bahsedilenlere karşı savunma mekanizması teşkil edecek alternatif çözüm yolları sunan, kısa ve uzun vadede tatbik edilmesi gerekebilecek stratejik yaklaşım ve teknik uygulamaları içeren, öngörülü ve kapsamlı acil eylem planlarının hazırlanması gerekmektedir.  

 

2016’NIN İKİNCİ YARISINDA TÜRKİYE TURİZMİNDE FAALİYETLER

 

Almanya Merkezli Türk Reisebüro Birliği (COOP TRR), 300’den fazla Türk kökenli seyahat acentesi ile Türkiye Turizmine olumlu katkıda bulunma amacı çatısında güçlerini birleştirmiş, 2017 yılında üye sayısını 800’e çıkarmayı hedeflemiştir.

 

Sürdürülebilir turizm çalışmalarına katkı sağlamak, turizm alanındaki istihdamı artırmak misyonu taşıyan Gelecek Turizmde, Denizli’nin Buldan, İzmir’in Foça ve Antalya’nın Demre ilçelerindeki eko-turizm projelerini destekleyeceğini açıklamıştır.

 

Türkiye’de sağlık turizminin geliştirilmesi kapsamında 1,4 milyar ABD Dolarına mal olacak, 9000 metrekarelik kapalı alana inşa edilecek, 30 bin’den fazla yatak kapasitesine şehir hastanelerinin 2019 itibari ile kullanıma açılacağı zikredilmiştir. 

 

Karadeniz’de kırsal turizmin geliştirilmesi projeleri yürütülmektedir. 22 Arap ülkesinin üye olduğu Arap Turizm Konseyi’nin üst düzey yetkilileri, Konsey başkanı Dr. Al Fehaid başkanlığında Karadeniz’e gelerek incelemelerde bulunmuş ve 20 Arap işadamının Karadeniz’de yatırım olanaklarını araştırdığını ifade etmiştir. Bununla birlikte Fehaid, kardeş şehir uygulaması, Türk-Arap Turizm Zirvesi’nin gerçekleştirilmesi ve Trabzon’da Arap temsilcilik ofisi açılması hususunda Türk yetkililere taslak bir öneri sunmuştur. Karedeniz’de turizmin geliştirilmesi kapsamında Türk-Arap ortak çalışma komitesinin kurulması değerlendirilmektedir.  

           

Ayrıca Türk Turizm Endüstrisinde alınan tedbirler bağlamında;

Her bir uçuşta en az 200 yolcu getiren havayolu şirketlerine 6,000 ABD doları yakıt desteği, bazı vergi ve sigorta primlerinin ödenmesinde özel indirim ve muafiyet, erken rezervasyon kampanyası, yalnızca İstanbul’da değil, İzmir ve Karadeniz’de kruvaziyer turizminin geliştirilmesi adına liman teknik çalışmalarının icrası, Türk turizm yetkililerinin uluslararası konferans, fuar ve etkinliklere yoğun biçimde katılım göstererek tanıtım ve pazarlama faaliyetlerinde bulunması, yeni pazar tespit ve yönelim çalışmaları olduğunu görmekteyiz. 

 

2017’nin başarılı bir turizm yılı olması dileğiyle..

YORUMLAR

  • 0 Yorum