Reklam
Reklam
Reklam
Elif Mohul ABİÇ

Elif Mohul ABİÇ


KÜLTÜREL VE DOĞAL MİRAS EVRENSELDİR

19 Nisan 2017 - 10:32

Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan, yüzyıllar öncesinde dâhi nice büyük uygarlıklar tarafından ticari merkez olarak kullanılmış Kuzey Kıbrıs’ın hangi şehrine giderseniz gidin, bu geçmiş uygarlıkların eşsiz izlerini görebileceğiniz kültürel miras varlıklarına rastlamanız mümkündür. Depremler vb. nedenlerden ötürü geçen zaman içerisinde bazılarının oldukça yıprandığı kültürel mirasımız, esasen yalnızca bizlerin değil, tüm dünya mirasının parçasıdır. Bazı olgular ve unsurlar vardır ki sınırlardan, boyutlardan bağımsızdırlar. İşte kültürel miras ve doğa mirası da bunlardan birisidir. Bu nedenle kültürel mirasın korunması ve yaşatılması, yalnızca bizlerin değil, tüm insanlığın görevidir.   

 

Bu kapsamda BM Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından 16 Kasım 1972 tarihinde kabul edilen “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” hâlihazırda “kültürel ve doğal mirasın herhangi bir parçasının dahi bozulmasının veya yok olmasının, dünyanın bütün uluslarının mirasına zarar veren bir yoksunluğa yol açtığını, kültürel ve doğal mirası oluşturan unsurlardan bazılarının istisnaî bir öneme sahip olması nedeniyle tüm dünya kültürel mirasının bir parçası olarak korunması gerektiği” esası temelinde kurulduğunun altını çizerek, çeşitli medeniyetlerin izlerini taşıyan Kuzey Kıbrıs’taki kültürel miras, hiçbir engele takılmaksızın, mevcut durumlarına göre Dünya Kültürel Miras Listesine ve Koruma Altındaki Kültürel Miras Listesine girmeyi hak etmektedir.     

 

Bir yerin, Dünya Kültürel Miras Listesine girebilmesi için ilgili komite tarafından belirlenmiş olağanüstü evrensel değerini ölçen “Dünyanın bir kültür bölgesinde veya bir dönemde mimarlık veya teknoloji, anıtsal sanatlar, kent planlama veya peyzaj tasarımı alanlarında önemli gelişmelere ilişkin insani değer alışverişlerine tanıklık etmesi”, “Yaşayan veya yok olan bir kültür geleneğinin veya uygarlığın istisnai, ender rastlanan bir temsilcisi olması”, “İnsanlık tarihinin önemli bir aşamasını veya aşamalarını gösteren bir yapı tipinin, mimari veya teknolojik bütünün veya peyzajın istisnai bir örneği olması, “…bir kültürün/kültürlerin temsilcisi olan, geleneksel insan yerleşimi, arazi kullanımı veya deniz kullanımının istisnai bir örneği olması”, “Üstün doğal görüngelere veya eşsiz doğal güzelliklere ve estetik öneme sahip alanları içermesi” gibi 6 kültürel ve 4 doğal kriterden en az bir tanesi taşıması gerekmektedir.

 

Bu kriterler göz önünde bulundurulduğu zaman bahse konu kriterlerin yalnızca birini değil birden fazlasını kendinde toplayan kültürel miras varlıklarımızın olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu kapsamda turizm sektörümüzün en önemli ürünlerinden birini oluşturan kültürel mirasımızın korunması, yaşatılması ve tanıtılması büyük önem taşımaktadır. Faaliyetlerimiz yalnızca kültürel mirasımızın restorasyonu ile sınırlı kalmamalı civarında gerekli peyzaj çalışmaları yapılmalı, arkeologlarımızın projelerine destek verilmeli ve işbirliği anlaşmaları yapmaları sağlanarak, Kuzey Kıbrıs’ta arkeolojik kazı faaliyetlerine daha çok ağırlık verilmesi gerekmektedir.   

 

Kültürel miras zengini Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Salamis Harabeleri, Mağusa Surlariçi ve dâhilindeki yapılar, Arasta Sokağı ve civarındaki yapılar  (Büyük Han, Kumarcılar Hanı, Selimiye Cami, Derviş Paşa Konağı vb.) tarihi geçmişi Lüzinyan dönemine uzanan Arabahmet Mahallesi, St. Hilarion Kalesi, Vuni Sarayı vb. varlıklarımızın hak ettiği statüyü alabilmeleri için “tüm insanlığın ortak varlığı olarak” girişimlerde bulunulmasının kati önem taşıdığını ve özel koruma altına alınan bölgelerin gelecekte Avrupa Birliği ülkeleri arasında korunan alanlar ağına dâhil edilmesinin planlandığı Natura 2000 benzeri bir projenin Kuzey Kıbrıs’taki kültürel miras varlıklarımız için de geliştirilmesi gerekmektedir. 

 

            Öte yandan dili, dini, ırkı, kültürü farklı veya aynı ecdadın soyundan gelen farklı coğrafyalarda yaşayan toplumları birbirine bağlayan ortak kültürel miraslar vardır ki, bilhassa onların varlık sebeplerinin idrakine varılması, benimsenmesi, korunması ve yaşatılması, dünyaya yön verecek gelecek nesillerin istikbali ve dâhi tarihin tekerrürünün engeli bakımından elzemdir.

 

            Bu kapsamda Gazimağusa’da bulunan Çanakkale Şehitliği; kültürel miras zenginliğimizin en muteber örneklerinden birini oluşturmaktadır. Kuzey Kıbrıs’taki Çanakkale Şehitliği, dünya tarihinde çok önemli bir yere sahip, Türk milletinin en büyük zaferlerinden biri olarak adlandırılan, 1915 yılında İtilaf Devletlerinin, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının kontrolünü ellerine geçirmek suretiyle Rusya’ya askerî ikmal yolu açmak ve İstanbul’u zapt etmek gayesiyle Çanakkale Boğaz’ında başlattıkları kara ve deniz saldırılarının, Birinci ve İkinci Anafartalar Muharebeleriyle püskürtülmesi, İngiliz, Anzak ve Fransız Kuvvetlerinin Gelibolu Yarımadasını tahliye etmeleriyle sonuçlanan Çanakkale Savaşı’nın acı neticelerini gözler önüne süren muteber bir örnektir.

 

            Bilindiği üzere, Gazimağusa’daki Çanakkale Şehitliği’nde, dikenli tellerle çevrili kafeslere konulmak suretiyle önce Ege adalarına ve Mısır’a, ardından 1916 yılının Eylül ayında İngiliz Donanma Kuvvetlerine ait gemilerin refakatinde, iki ayrı gemi kafilesi şeklinde Karakol Esir Kampı’na (bugünkü Güv.K.K.lığı Gülseren Eğitim Kampı) yerleştirilen Gelibolu’da esir düşmüş yaklaşık 2000 civarındaki Osmanlı askerinden, özgürlük mücadelesi verirken İngilizler tarafından vurularak şehit edilen, kötü yaşam şartlarına  bağlı olarak (kamp doktorunun raporunda, yaygın ölüm sebebi menenjit hastalığı olarak gösterilmiştir) şehitlik mertebesine erişen 33’ü bireysel mezarlarda ve 184’ü toplu mezarda olmak üzere toplam 217 Osmanlı askeri yatmaktadır. Bazı kaynaklara göre, gerçekliği ispat edilmemekle birlikte, bir kısmı Süveyş Kanalı’ndan olmak üzere toplam 4000 Osmanlı askerinin Kıbrıs’a getirildiği belirtilmektedir.

 

            Yalnız ne acıdır ki, her yıl 25 Nisan tarihinde, Çanakkale’de, Gelibolu-Anzak Anmak Töreni icra edilmekte, Avustralya, Yeni Zelenda, Birleşik Krallık ve Türkiye Cumhuriyeti üst düzey yetkililerinin ve halkının katılımıyla anılan Mehmetlerin ve yabancı askerlerin Kuzey Kıbrıs’taki yoldaşları, aynı şekilde ziyaret edilmemektedir. Kuzey Kıbrıs’ta Çanakkale Şehitleri yalnızca yerel askerî törenlerle anılmaktadır. Halbuki bu noktada Ulu Önderimiz, Liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hafızalara ve kalplere kazınan o sözlerini vurgulamak istiyorum.

 

            "Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk

 

            Burada yatmakta olan Çanakkale Şehitlerimiz, o topraklar uğruna kol kola savaştıkları, aynı kaderi paylaşan yoldaşlar ve kardeşler ise, öncelikle Çanakkale Şehitliğimiz evrensel kültürel miras sayfasında hak ettiği yere taşınmalı, ulusların ortak tarihinin bir parçası olarak şehitliğimize sahip çıkılmalı, hatta söz konusu Anma Töreni’nin ikinci ayağı Kuzey Kıbrıs’a taşınmalıdır.

 

            Diğer taraftan günümüzde çoğu toplumda geçmişe ışık tutan, tarihi olaylarla harmanlanmış müzeler ve şehitlikler aktif olarak kültürel miraslar turlarına dâhil edilmekte hatta haricen bahsedilenlere yönelik tur programları düzenlenmektedir. Tarihe büyük bir kara leke olarak damga vuran Almanya’daki Dachau Toplama Kampı ve Müzesi ile Terezine Toplama Kampı gibi Nazi işkencelerinin icra edildiği yerler, Almanlar tarafından kültürel miras tur programlarına dâhil edilmekte ve turistlere ‘müze’ olarak hizmet vermektedirler.

 

            Kuzey Kıbrıs’a baktığımız zaman, çeşitli coğrafyalardaki Türk uluslarının yegâne destekçisi Türkiye Cumhuriyeti Türkleri ile Kıbrıs Türklerinin kalbinde unutulmaz yere sahip, Türklerin uğradığı soykırıma en iyi tanıklık edebileceğiniz yerlerden bir tanesi olan Lefkoşa’daki Barbarlık Müzesi, Gemikonağı’ndaki Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel Anıtı, Gazimağusa’daki Muratağa ve Atlılar Şehitliği gibi yerler, yalnızca Kuzey Kıbrıs’taki değil tüm Türklerin ortak ve evrensel kültürel mirasıdır. Bugün özellikle Türkiye’de veya Türk uluslarının yaşadığı coğrafyada, Muratağa ve Sandallar Şehitleri, Dr. Nihat İlhan, Yzb. Cengiz Topel veya Albay İbrahim Karaoğlanoğlu denildiğinde, kim oldukları ve ne için mücadele ettikleri biliniyorsa, işte o zaman ülkemizin tarihi ve kültürel mirasına sahip çıktığımızı söyleyebiliriz. Bugün Kıbrıs ve Türkiye’deki Türkler, Azerbaycan’da Hocalı’yı ve Bosna Hersek’te Srebrenitsa’yı biliyor ve bu davaya sahip çıkıyorsa, Kuzey Kıbrıs’ta da benzer kaderi yaşayan halkımızın davasını ortaya koyan bu tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkılması ve bahse konu yerlerin tanıtılması ehemmiyet taşımaktadır.

 

 

            Bu noktada Kuzey Kıbrıs’ta bulunan şehitliklerimizin ve müzelerimizin yerel ve uluslararası düzeyde halihazırda icra edilen tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine entegre edilmesi, farklı dillerde ilgili tanıtıcı broşürler ve kitapçıkların hazırlanıp havalimanlarında ve turizm ofislerinde dağıtıma eklenmesi, kısa tanıtıcı belgesel çekimi yapılarak çeşitli dillerde altyazı seçeneğiyle internet ortamında sunulması, tarihi ve kültürel mirası ayrıntılarıyla aktaran, farklı dillerde hizmet verebilen turizm web sayfasının hazırlanması, ilgili yön tabelalarının hazırlanarak bölgelere yerleştirilmesi ve turistik haritalara söz konusu yerlerin eklenmesi evrensel olan kültürel mirasımıza sahip çıkılması yönünde atılacak önemli adımlar arasındadır.  

YORUMLAR

  • 0 Yorum