Yazar: Asuman SELÇUK Çocukluğumda hatırlıyorum evimize sürekli misafir gelirdi, misafir ağırlardık. Her saatte uğrayan, gelen giden vardı. Haberli, habersiz, davetli davetsiz. Konu komşu, akraba, herkes. Bizim sülalemizin ve yöremizin geleneği, misafirleri sevmek ve ağırlamaktı. Misafir baştacımızdı. Annem aynı memleketten birisiyle evlenince anneannem ona tembih etmişti: ‘’Sen de bizim gibi misafiri sevip ağırlamalısın’’. On dört yıl boyunca babaannemle yaşadığımız dönemde, özellikle aile yakınları ve memleketten Ankara’ya gelenlerin hepsi mutlaka evimize uğrardı. Hiç kimsenin bize gelmemesi fikri bize tuhaf gelirdi ve hâlâ geliyor. Bu günlerde annem 80 yaşında bile “Bu ara bize hiç misafir gelmedi’’ diye üzülüyor. ‘’Eskisi gibi halim olsa kimleri çağırırdım, hem de her şeyi evde kendim yapardım diyor’’. Anneannem ve babaannem her gün kahvaltıdan sonra hemen evi temizler ve birisi uğrarsa düşüncesiyle evi derler toplardı. Eskiden telefon olmadığı için telefon edip gelemezlerdi. Yola çıkar, bulurlarsa bulurlar yoksa geri dönerlerdi. Düşünün, rahmetli halam İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna yarım günde giderdi. Bazen de gittiği kişiyi evde bulamazdı. Genellikle, misafirler habersiz gelirlerdi. Herkes böyle olmasına alışkındı. Vakit olursa kurabiye, poğaça yaparlardı. Zaten evde hep lokum, çikolata ve bisküvi bulunurdu. Herkes Tanrı misafiriydi. Kapıya gelen herkese bir şeker ikram edilirdi. Hatta su, çay, kahve. Ramazan’da davulcular kapıya gelip mani okurlarmış. Sahurda onlara yiyecek ikram ederlermiş. Bayramda da çocuklar kapıya sıralanırlarmış çünkü mendil, şeker dağıtılacağını bilirlermiş. Babaannem vefat ettikten yıllar sonra yoğurtçu bana babaannemden sitayişle bahsetti. Arefe günü bize yaptığı baklavadan ikram etmeden yollamazdı dedi. Bayramlarda tüm misafirlere ev yapımı baklava, su böreği ve dolma ikram edilirdi. Bunu öğle yemeğine ya da akşam yemeğine bırakmazlardı. Bütün bunlar çok varlıklı olduklarından değildi bu görgü ve gelenekti, kültürdü. Misafirler kral gibi ağırlanırdı. Büyükler masanın başında ve baş koltukta otururdu. Onlara gençler hizmet ederdi. Beni de böyle yetiştirdiler. Ev sahibi olarak kapıya yakın otururum. Baş köşede asla oturmam. Çocukken biz arka plandaydık. Salona büyüklerin yanına girmezdik. Onların sohbetleri özeldi. Biz ya oturma odasında ya da mutfakta uslu bir şekilde yemek yerdik, oynardık büyükleri rahatsız etmezdik. Zaten misafir odası ayrıydı, kapalıydı, tüm mobilya ve aksesuarlar yeniydi. Özel olarak temizlenir, hazırlanırdı. Bizim oraya girip karıştırmamızı istemezlerdi. Misafirler için ayrı olarak en güzel pastaneden lokum ve çikolata alınırdı ve saklanırdı. Tabi ki en güzel porselen tabak, kristal ve gümüş kullanılırdı. Gündelik tabaklarla bir şey ikram edilmezdi. Sehpanın ortasında da benim şu anda hiç tasvip etmediğim kristal gondolun içinde farklı marka sigaralar olurdu. Misafir odası duman altına dönerdi. Kendi sigaranı içmense çok ayıptı. Misafirlere ilk önce kahvenin yanında sigara ikram edilirdi. Benim dedem de, o zaman çıkan kırmızı uçlu sigaraları hanım misafirler için alırmış. Ruj lekesi ya da izi sigarada gözükmesin düşüncesiyle. Allahtan artık bu sigara ikram etme âdeti kalmadı. Misafirlerin sigara içmeleri balkonlarla sınırlandı. Bana her zaman ve hâlâ sadece kuru çay ikram edilmez denilir. Mutlaka yanına kırık kırak, pötibör, gofret, kremalı bisküvi vs. konulur. Bu alışkanlığımız babama bile işlemiş. Biz yokken birisi uğrarsa hemen Nescafe yapıp tabağa hazır bisküviler koyup ikram eder. Babaannem habersiz uzaktan gelenlere kahvaltılık çıkarırdı; kıymalı yumurta, peynir, zeytin, reçel… Annemlerin günü vardı. Her ayın belirli günü onundu. Mesela, 15’i. Yakınlar, eş, dost bunu bilirdi. Başka gün ziyarete gideceğine o gün gidilirdi. O gün hazırlık yapılırdı. Gelmek isteyen gelirdi. Akraba, eş, dost. O zamanlarda aslında her şey az ve öz ama ev yapımıydı. Çabuk yapılan genelde aynı tarifler kek, kurabiye, poğaça ve börekti. Anneannemler eskiden daha az çeşit ve tarz yaparlardı. 1980 ve 90’larda eskisine göre daha çok pastane açıldı ve pastanelerden yaş pasta sipariş etmek moda oldu. Poğaça, börek, kurabiye belki patates salatası olurdu gün sofralarında.. Bir kısmı ev yapımı bir kısmı da hazırdı. Daha sonra nasıl gelişti ve değişti ise, çayın yanında nerdeyse on çesit salata, kısırdan mantıya iki çeşit tatlıya kadar ciddi bir menü ikram edilmeye başlandı. Şimdi çay mı, öğle yemeği mi? Belli değil. Salatalar, dolmalar, hatta mantı bile çay ile aynı menüde. Herkes birbiriyle yarışmaya başladı. Yok o dört çeşit yapmış ben daha da fazla yapayım oldu. Şimdi ise o kadar kolaylık, donmuş ürünler, milföy, hazır pudingler, kekler, kremalar, ev yapımı satan pastaneler olmasına rağmen evlerde ağırlama ve ikram kalktı. Artık evlere kuru çay ve Türk kahvesine bile misafir davet edilmiyor. Türkiyeye kesin dönüş yaptığımızda, ‘ne güzel yıllardır görmediğimiz eş , dost, akrabalarla birarada oluruz, davetler olur’ diye sevinmiştik. Çünkü yurtdışında gurbet, hasretlik ve yabancılık hissetmiştik. Özel günlerde kutlamalar yaparız, davetlere katılırız beklentisi vardı. Aralarda kısa süreliğine Türkiye’ye geldiğimizde hep davet ve ikram vardı. Herkes ne yapacağını şaşırıyordu. Döndüğümüzdeyse maalesef, 90’lar öncesi gibi olmadığını gördük. Amerika’da arkadaşlarla daha sık bir araya geliyorduk. Burada da yakınlarımızla sıkça görüşelim diye yükü paylaşarak herkesin bir çeşit yiyecek getirdiği potluck partilerini önerdik. Bu çok yadırgandı. Biz de bir şey yapalım getirelim deyince, gerek yok ben yaparım deniliyordu. Kendileri de bize gelirken bir şey yapıp getirmek istemiyorlardı. Onun için o tarzda partiyi, kutlamayı hiç organize edemedik. Servis tarzı da farklıydı. Biz masaya herşeyi hazırlayıp koyardık. Daha rahat konuşabilmek ve ikram da daha kolay olduğu için masa düzenini tercih ediyoruz. Diğerleri ise tüm ikram edilecekleri servis tabaklarına koyup sehpaların üzerine yerleştiriyordu. Eskisi gibi masaya servis edileceğine herkes açık büfe gibi kendisi alıyor. Israr edip yiyin denilmiyor. Masa düzeni artık yavaş yavaş kalkmaya başladı. En önemli konu biz mi misafirleri davet edeceğiz yoksa davet edilmeden habersiz birisinin evine mi gideceğiz? Bunu tam çözemedik. Bekleriz ya da buyurun deniliyor. Hiçbir tarih verilmiyor. Ne zaman gidileceği bilinmediği için de gidilmiyor. Sonra da hiç gelmediniz diye sitem ediliyor. Eskiden çocukları komşulara yollayıp, ‘müsaitseniz annemler size gelmek istiyor’ dedirtilirdi. Eğer bir mazeret varsa, müsait olunan bir gün o kişiye haber verilip davet edilirdi. Bayramlarda, yeni yılda tüm aile biraraya gelip yemek ve kutlama yapmak yerine herkes kendi evinde ayrıca yiyip içiyor ve kutluyor. Bunu organize etmek ve yorulmaktan kaçınıyorlar. Sık sık yurtdışında gidilen piknik alışkanlığı da az. Tabi ki parklar ve piknik yerleri az ama piknik demek daha çok mangal demek oldu. Evden sandöviç, salatalar tatlılar tercih edilmiyor. İlla ki mangal, duman ve et olacak. Ayrıca parklarda ya da göl kenarlarında piknik yapmaktansa tesiste yemek çoğunlukla tercih ediliyor. Piknik hazırlığıyla uğraşmaya üşeniliyor. Kendine entel, modern diyenler bile pasta ve kurabiyeleri dışında, dünyanın farklı mutfaklarını tercih etmiyor. Kebap ve sossuz et isteniliyor. O nedenle ikram edeceğimiz yemekleri sınırlamak zorunda kalıyoruz. Büyük kuşak farkı var artık. Gençler aile ve akrabalarla görüşmeyi tercih etmiyorlar, sevmiyorlar. Bayram ya da yeni yıl kutlamaları evde çok azalıyor. Bayram ziyaretleri yerine alıveriş merkezlerine ya da tatile gidiliyor. Zaten ailenin büyükleri de vefat edince aileyi biraraya getiren unsur ortadan kalkıyor. Ramazan, iftarda bir araya gelinen bir zamandı. Yapılan özel Ramazan yemekleri gitgide azalıyor. Lokantalarda yüksek fiyatlı, kötü hizmet sunan iftarlara gidiliyor. İftar hazırlığı bir zulüm sayılıyor. Mutfakta tatlı telaşlar, koşuşturmacalar olurdu eskiden. Çocuklar veya babalar uzun pide kuyruklarında beklerdi. Bu sene yeni açılan bir AVM deki lokantaya iftar menünüz var mı diye sordum. İftar menüsü nedir? dedi. Ben de onlara oruç tutmazsanız bile pazarlama açısından bunu düşünün dedim. Nasıl yılbaşında menünüzde hindi ve kestaneli iç pilav bulunması, bayramda baklava ve kavurma olması gerekirse, iftar menüsünde de iftariyelikler, güllaç ve şerbet gibi geleneksel yiyeceklerin yer alması çok doğal. Bu sene arkadaşlarla buluşup iftarı dışarda bir lokantada yapalım diye planladık. Nasıl olsa bir yer bulunurdu. Gittiğimiz yeni AVM de çok sayıda kafe ve lokanta vardı. Birkaç tanesine sordum. Maalesef iftar mönüsü olan bir yer bulamadım. Kafe sahibinin birisi dönüp dolaşıp ama bizde dünya mutfağı var diye övününce artık diyecek bir şey bulamadım. Geleneksel Türk yemeklerini yapmadıklarını resmen övüyorlardı. Ben de onlara pazarlama ve tanıtım açısından düşünecek olursanız, bu size yeni ve farklı müşteri profili getirir dedim. İşletme kavramını pek bilmedikleri için dediğimi kayda almadılar. Oysa ki McDonalds ve diğer fast food yabancı zincirleri bile Ramazanda müşterilerin taleplerini karşılamak ve o ruhu yaşatmak adına iftar menüsü yapıyorlar. Misafir ağırlamak için para yada bütçe olmadığından mı misafir kabul edilmilyor? Birisini davet etmek için hazırlık yapmak üç günümüzü alır düşüncesi var, bunu bana gelen bir misafirim yüzüme söyledi. Temizlik, yemek hazırlığı, servis, misafir sonrası temizlik… Övünerek biz artık evde toplanmıyoruz deniliyor. Lokantada yemek yenildiğinde ev kirlenmiyor, bırakıp çıkıyoruz rahatlığını tercih ediyorlar. Kahvaltıya talebin çok artması yeni trendlerden birisi. Kebapçılar bile müşteri kazanmak için kahvaltı veriyorlar. Organik, köy kahvaltısı reklamını yapıyorlar, müşteriler de bunun gerçek olmayacağını bilerek yine de tercih edip dünyanın parasını veriyorlar. Döner ve pideyi anlıyorum da. Onları evde yapamayız. Bir tabağa peynir zeytin koymak o kadar mı zor? Mutfakları yeniden tadilat yaptırıp, en son model fırınlar alınıp, hiç kullanmayan yeni nesil gençler. Moda olduğu için yemek kurslarına gidip yine de hiç evde yemek yapmayanlar. Katılıyorlar da kaçı yapıp evine misafir davet ediyor? Ücretli hatta pahalı yemek kurslarına ilgi çok olup hala dışarıda buluşup yemek yeniliyor. Hem kendileri davet etmiyor hem de birisini ben davet ettiğimde kabul etmek istemiyorlar. Niye evde toplanacağız? Ama evde yorulursun. Hiç uğraşma, gerek yok. Eskiden elinize sağlık ne güzel hazırlamışın diyeceğine çok yorulmuşsun deniliyor. Yok ben severek yaptım yorulmadım diyorum. Asıl beni yoran servis yapmak. Herkes kendi çayını koysa ya da bir tabak götürse hiç kimse yorulmaz, hem birlikte yapılmış olur. 60-70 yaşındaki nesilin, akrabalar, anneler, nineler günlerini kafelerde yapmaları yaygınlaştı.Yaşlanan nüfüs, yıllarca misafir ağırladık artık enerjimiz yok. Yapamıyoruz, yapmak istemiyoruz diyorlar Onlar da gelenekleri, eski adetleri tamamıyla unuttular. Yeni çağa mı uyuyorlar? Arkadaşlarım diyor ki bu daha hesaplı oluyor, sadece yediğimizi ödüyoruz diyorlar. Anlayamadığım çoğunlukla temiz olmayan ve evde yapılana göre iki misli pahalı olan kalitesiz, lezzetsiz yiyecekleri yiyorlar. Amaç arkadaşlarla yakınlarla biraraya gelip sohbet etmek ise bir çay demleyip simitle de yenilebilir. Asıl amaç evden dışarı çıkmak, başka bir şey değil herhalde. İnsanlar daha mı tembelleşti? Bazı konularda değiller ama misafir çağırmaya üşeniyorlar. Paylaşım kalktı. Bencillik başladı. Birilerinin onlarına hizmet etmesini mi seviyorlar? Gerçi çoğu zaman çok iyi hizmet görmüyoruz. İnsanlar evlerini sevmiyor ya da evlerinden utanıyorlar başkalarına göstermek istemiyorlar. Ya da, herkes herkesle yarış içinde… Enteresan olan taraf ise büyük şehirlerde sosyo-ekonomik seviyesi daha düşük olanlarda ağırlama ve misafirperverlik daha yaygın. Tabii ki taşrada daha da yaygın. Gecekondu mahallelerinde ve köylerinde kendilerinin yiyeceği yemek az olsa bile mutlaka buyrun diyip size ne bulurlarsa ikram ederler. İkram etmemek ayıp sayılır. Paylaşım eskiden önemli bir değerdi ve kültürümüzün aslında evrensel kültürün bir parçasıydı. Paylaşmak iyi bir şeydi ve yapılması gerekirdi. Komşu hakkı, göz hakkı denirdi, kokusu gitmiştir denirdi...Evde bir kek, poğaça yaptığımızda hemen komşularımıza da verirdik. Zaten kandillerde kandil simidi, helva pişi yapılır, dağıtılırdı. Paylaşmak kültürümüzün önemli değerlerinden birisiydi. İnsanlar artık tek ben odaklı ve bencil olmaya başladı. Çekirdek ailelerde ve özellikle tek çocuk sahibi olanlar kendileri dışındakilere para ve zaman harcamayı tercih etmiyorlar. Herşey kendilerine harcama üzerine odaklanmış, öncelik çocukları, o ne severse o nereye gitmek isterse o oluyor, sonra kendileri. Boş zamanlarını da sadece kendileri çocuklarıyla harcıyorlar. Özellikle tek çocukları varsa. Bütün dünya o çocuk için satın almak, yedirmek ve memnun etmek için var. Herşey onu memnun etmek için ayarlanıyor. Böyle yetişen çocuklar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar sonunda. Nasıl bu hale geldik? -Yalnızlaşma. Artık daha çok kişi yalnız yaşıyor. Halbuki yalnız yaşayanlar birilerini evlerine davet ederlerse yalnız olmazlar. -Ekonomik sebepler var, geçinemiyoruz deniliyor. Dışarıda sadece kendi yediklerini ödüyorlar, diğerinde misafirlerin hepsi için alışveriş yapmaları gerek. -Çalışan kadınlar, vakit yok diyor. -Yaşlanan nüfus – annelerimizin kuşağı. Geçmişte çok yaptılar. Şimdi dinlenmek istiyorlar. Sağlık sorunları var. -Diğerlerine uymak. Özenti. Herkes dışarıda kahvaltıya gidiyor, biz de gidelim mantığı. -Bencil, sadece kendini düşünen toplum haline geldik. Zamanını, parasını ve enerjisini bir tek kendine harcamak istiyor. -Yemek yapmayı bilmiyor çünkü annesi hiç göstermemiş, hep önüne getirilmiş ya da dışarıda yemiş. -Yiyecek konusunda bazıları yarış halinde. Kim daha çok çeşit yemek yapacak. Çok çeşit oluyor. Kolay değil. -Evi küçük, büyük gruplar için uygun değil. -Ailelerinde misafir ağarlama geleneği yok. -Eski gelenekleri görenekleri ilkel buluyor, devam etmek istemiyor. Batılı olmak istiyor. Onların misafir ağarlamadıklarını ve yemek yapmadıklarını düşünüyor. Halbuki oralardan çok iyi aşçılar çıkıyor ve özel günlerde evlerinde aileleriyle birarada oluyorlar. -Üşengençlik, enerjisi yok, çok vaktini alıyor. -Arkadaş baskısı. Gruptan ayrı kalmamak. -Evim kirlenecek. Çözüm önerileri -Daha az çeşit yemek yap -Temizlik kadınınız varsa o gün yarım gün temizlik yapsın, yarım gün yemeğe, servise yardım etsin -Daha pratik ve hazır yiyecekler yap -İmece usulü, herkes bir çeşit getirsin Özel günler, doğum günü, bayram, yılbaşı evlerde artık daha az kutlanıyor. Zaten gençler arkadaşlarıyla dışarıda takılıyorlar. Gençlerin de sevdikleri yiyecekler dışardan getirilirse veya o tarz yemekler evde yapılırsa belki onlara cazip gelebilir. Yine evde toplanılır ve bu daha sıcak bir buluşma olur. Herkesin şu anda yoğun ve stresli bir hayat sürdürdüğünü biliyorum. Hayat kolay değil. Rahatlamak için eski basit hayat tarzına arada sırada dönmemizde fayda var. Dışarıda yemek çözüm değil. Gerçekten kalabalık, gürültülü, her zaman müziğinden hoşlanmadığımız ve pahalı yerlere gitmede ısrar ediliyor. Seyahatteyken ya da yorucu bir alışverişten sonra tabii ki hepimiz dışarıda yiyoruz ama ev ortamında samimi, ayağımızı uzatarak çay/kahve içme keyfini niye artık yaşamıyoruz, yaşamak istemiyoruz? Yurtdışında bir kafede çok güzel bir afiş görmüştüm: BURADA WI-FI YOK, ARKADAŞINIZLA SOHBET EDİN! Gitgide iletişimden uzak bir toplum haline geliniyor. Dışarıda önümüze telefonu açıp sosyal medyada tek başımıza takılıyoruz. Daha kötüsü, yanında arkadaş varken de o telefona bakılıyor. Gelecek defa dışarıya gideceğinize bir komşunuzu, arkadaşınızı çağırın. Dışarıdan simidinizi alın, güzel bir çay demleyin, yanına da beyaz peynir... Başka bir şeye ihtiyaç yok. Sizin demlediğiniz çayın dışardaki kafeden hem çok daha iyi, hem çok daha ucuz olacağına inanıyorum. Bir deneyin derim. Bundan keyif alacaksınız.
YAŞAM
Yayınlanma: 19 Mart 2019 - 19:55
TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ NEREYE KAYBOLDU?
YAŞAM
19 Mart 2019 - 19:55
EDİTÖR
İlginizi Çekebilir




























